|
єѕιℓα єѕιℓαwrote:
Ey Allah (c.c.)ın kulları! Bugünün genç müslümanları! Her gün sabırsızca bekliyorsunuz, "Bana e-mail geldi mi?" diye. Günde bir kaç kez online oluyorsunuz. Mutlu oluyorsunuz, "Bir mailiniz var!" yazdığında. Okumak için sabırsızlanıyorsunuz. Bazı mesajlar gerçekten güzel, Arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan sıcacık. Fakat çoğu öylesine gelmiş; alakasız. Sadece zamanınızı alıyor. Derhal siliyorsunuz. Biliyor muydunuz, yaklaşık 1400 yıl önce, Allah(c.c.) size uzun bir e-mail gönderdi. Meleği Cebrail(a.s.) aracılığıyla elbet, Kulu Muhammed Aleyhisselatuvesselam’a Açtınız mı bu e-maili? Subject: Kur’an, "Kuşku Barındırmayan Rehber" Download ettiniz mi bu dosyayı? Kalbinize bookmark’ladınız mı? Hayatınızın "favoriler"ine eklediniz mi? Her sabahınızın "başlangıç sayfası" yaptınız mı? Açtıysanız bu e-maili Hepsini okumuş olmalısınız... Gönderilen elçilerin kıssalarını... Helak olan kavimlerin öykülerini... İnsanlığa mesajları, Günlük hayatınızın rehberini, Geleceğe dair güzel haberleri, müjdeleri. Allah’ın sizden "reply" edip, E-mail olarak iyi amel beklediğini. şimdi, her sabah uyandığınızda; İlk bu e-maili okuyun. Kur’ân’da "save" edildiği şekliyle, Hatırlayın ve ona göre "reply" eyleyin. Sevgili genç müslümanlar; İslamın geleceğine "enter"leyin.
June 23
|
|
|
yelizwrote:
Au Nom de Dieu, le Clément, le Miséricordieux.
Oui, le dépôt que nous avions proposé aux cieux et à la terre et aux montagnes, ils ont refusé de le porter, et en ont eu peur, alors que l’homme le porta : celui-ci reste, oui, très prévaricateur, très ignorant.[5] Nous allons montrer un seul joyau du grand trésor de ce verset. Ainsi le moi constitue un des nombreux aspects du dépôt dont le ciel, la terre, la montagne se sont abstenues et ont eu peur de prendre en charge. En effet, le moi est le noyau d’un arbre lumineux, la touba[6] et d’un arbre terrible, le zakkoum[7] qui se sont ramifiés autour du monde de l’humanité depuis le temps d’Adam jusqu’à présent. Avant d’aborder cette grande vérité, nous allons énoncer une introduction pour faciliter la compréhension. En tant que clé des trésors cachés des Noms divins comme du talisman ésotérique de l’univers, le moi est un mystère qui résout les énigmes, un talisman étonnant. Si on a conscience de sa nature, ce moi, cet étrange mystère, ce merveilleux talisman se résout et résout le talisman de l’univers et les trésors du monde des nécessités. Dans mon traité en arabe intitulé L’Atome, ce problème est évoqué de la manière suivante : La clé de l’univers est entre les mains de l’homme et attachée à son moi. Alors qu’elles paraissent ouvertes, les portes de l’univers sont en réalité closes. Dieu a déposé en l’homme une clé : elle se nomme moi et elle ouvre toutes les portes de l’univers. Et le Créateur de l’univers l’a doté d’une méité (enaniyet), talisman qui découvre ses trésors cachés. Mais le moi est lui-même une énigme très obscure et un talisman presque impénétrable. On peut toutefois le résoudre et résoudre l’univers en connaissant son essence véritable et le but de sa création. Car le sage Artiste a prêté à l’homme un moi qui porte les indications et les spécimens des attributs de Sa souveraineté et des vérités de Ses actions (suunat). Ceci afin que ce moi serve d’unité de comparaison susceptible de nous informer sur les qualités dominicales et les actions divines. Mais l’unité de comparaison n’est pas censée être actuelle. On peut constituer une unité de comparaison par hypothèse, par supposition, comme on le fait pour les lignes imaginaires en géométrie. Il n’est pas nécessaire qu’elle existe réellement, comme scientifiquement établie.
Apr. 26
|
|
|
yelizwrote:
Münacatımdır
بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ اِنَّ فِى خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى َتجْرِى فِى الْبَحْرِ ِبمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا اَنْزَلَ اللّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَاَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ اْلمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَاْلاَرْضِ لاَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (Mezkûr âyetin bir nevi tefsiridir) Ya İlahî ve ya Rabbî! Ben îmanın gözüyle ve Kur'anın talimiyle ve nuruyla ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dersiyle ve İsm-i Hakîm'in göstermesiyle görüyorum ki: Semavatta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki; böyle intizamıyla senin mevcudiyetine işaret ve delalet etmesin. Ve hiçbir ecram-ı semaviye yoktur ki; sükûtuyla gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, senin rububiyetine ve vahdetine şehadeti ve işareti olmasın. Ve hiçbir yıldız yoktur ki; mevzun hilkatıyla, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümaselet ve müşabehet sikkesiyle senin haşmet-i uluhiyetine ve vahdaniyetine işaret ve şehadette bulunmasın. Ve oniki seyyareden hiçbir seyyare yıldız yoktur ki; hikmetli hareketiyle ve itaatli müsahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı uluhiyetine işaret etmesin!.. Evet gökler; sekeneleriyle, herbiri tek başıyla şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla derece-i bedahette, -ey zemin ve gökleri yaratan yaratıcı!- senin vücub-u vücuduna öyle zâhir şehadet.. -ve ey zerratı, muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden ve bu seyyare yıldızları manzum peykleriyle döndüren, emrine itaat ettiren!- senin vahdetine ve birliğine öyle kuvvetli şehadet ederler ki, göğün yüzünde bulunan yıldızlar sayısınca nurani bürhanlar ve parlak deliller o şehadeti tasdik ederler. Hem bu safi, temiz, güzel gökler; fevkalâde büyük ve fevkalâde sür'atli ecramıyla muntazam bir ordu ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle, senin rububiyetinin haşmetine ve herşeyi icad eden kudretinin azametine zâhir delalet.. ve hadsiz semavatı ihata eden hâkimiyetinin ve herbir zîhayatı kucağına alan rahmetinin hadsiz genişliklerine kuvvetli işaret.. ve bütün mahlukat-ı semaviyenin bütün işlerine ve keyfiyetlerine taalluk eden ve avucuna alan, tanzim eden ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin her işe şümulüne şüphesiz şehadet ederler. Ve o şehadet ve delalet o kadar zâhirdir ki; güya yıldızlar, şahid olan göklerin şehadet kelimeleri ve tecessüm etmiş nurani delilleridirler. Hem semavat meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise; muti' neferler, muntazam sefineler, hârika tayyareler, acaib lâmbalar gibi vaziyetiyle, senin saltanat-ı uluhiyetinin şa'şaasını gösteriyorlar. Ve o ordunun efradından bir yıldız olan güneşimizin seyyarelerinde ve zeminimizdeki vazifelerinin delalet ve ihtarıyla, güneşin sair arkadaşları olan yıldızların bir kısmı âhiret âlemlerine bakarlar ve vazifesiz değiller; belki bâki olan âlemlerin güneşleridirler. Ey Vâcib-ül Vücud! Ey Vâhid-i Ehad! Bu hârika yıldızlar, bu acib güneşler, aylar; senin mülkünde, senin semavatında, senin emrin ile ve kuvvetin ve kudretin ile ve senin idare ve tedbirin ile teshir ve tanzim ve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden birtek Hâlık'a tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile "Sübhanallah, Allahü Ekber" derler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla seni takdis ederim. Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelal! Ey Kadir-i Mutlak! Kur'an-ı Hakîminin dersiyle ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın talimiyle anladım: Nasılki gökler, yıldızlar, senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler.. öyle de; cevv-i sema bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra'dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler. Evet camid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak senin rahmetin ve hikmetin iledir. Karışık tesadüf karışamaz. Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevaid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder. Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra'dat dahi, lisan-ı kal ile konuşarak seni takdis edip, Rububiyetine şehadet eder. Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek ve nüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifeler ile tavzif edilen rüzgârlar dahi; cevvi âdeta bir hikmete binaen "levh-i mahv ve isbat" ve "yazar, ifade eder, sonra bozar tahtası" suretine çevirmekle, senin faaliyet-i kudretine işaret ve senin vücuduna şehadet ettiği gibi, senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi; mevzun, muntazam katreleri kelimeleriyle, senin vüs'at-i rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder. Ey Mutasarrıf-ı Fa'al ve ey Feyyaz-ı Müteâl! Senin vücub-u vücuduna şehadet eden bulut, berk, ra'd, rüzgâr, yağmur; birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla keyfiyetçe birbirinden uzak, mahiyetçe birbirine muhalif olmakla beraber, birlik, beraberlik, birbiri içine girmek ve birbirinin vazifesine yardım etmek haysiyetiyle, senin vahdetine ve birliğine gayet kuvvetli işaret ederler. Hem koca fezayı bir mahşer-i acaib yapan ve bazı günlerde birkaç defa doldurup boşaltan rububiyetinin haşmetine ve o geniş cevvi, yazar değiştirir bir levha gibi ve sıkar ve onunla zemin bahçesini sulattırır bir sünger gibi tasarruf eden kudretinin azametine ve herbir şeye şümulüne şehadet ettikleri gibi; umum zemine ve bütün mahlukata cevv perdesi altında bakan ve idare eden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine ve herşeye yetişmelerine delalet eder. Hem fezadaki hava, o kadar hakîmane vazifelerde istihdam ve bulut ve yağmur, o kadar alîmane faidelerde istimal olunur ki; herşeye ihata eden bir ilim ve herşeye şamil bir hikmet olmazsa, o istimal, o istihdam olamaz. Ey Fa'alün Limâ Yürid! Cevv-i fezadaki faaliyetinle her vakit bir nümune-i haşir ve kıyamet göstermek, bir saatte yazı kışa ve kışı yaza döndürmek, bir âlem getirmek, bir âlem gayba göndermek misillü şuunatta bulunan kudretin; dünyayı âhirete çevirecek ve âhirette şuunat-ı sermediyeyi gösterecek işaretini veriyor.
Apr. 26
|